ANÂSIR-I ERBAA

anasır-ı erbaa uzunanasır-ı erbaa küçük

Mixed, Watercolor and Pyrogravure Techniques on Papers,

2017 – 2018

https://www.dreamreality.com.tr/3d-model/mehmet-ogut-anasir-i-erbaa/fullscreen

 

Anâsır-ı Erbaa… Dünyanın temel öz’leri bağlamında ateş, su, hava ve toprağı ve tüm bu unsurların ilişkilerini ve karmaşıklığını tanımlamak için kullanılan bir terim. Mısır, Babil, Japon, Tibet, Hint ve Çin kültürlerine ve oradan antik Yunan ve Roma’ya uzanan bir coğrafi genişlikte, kısmi farklılıklar olsa da aynı terimle karşılaşılmaktadır. Antik Yunan Felsefesine bakıldığında Herakleitos’un, tüm bu unsurlar temelinde arkhe’yi (temel maddeyi) “ateş” olarak tariflediği ve ona göre, ateşin varlığın ilk temeli ve içinde bütün karşıtlıkları eriten bir birlik olduğu görülür.

Ateş 400.000 yıl kadar önce, Homo Sapiens öncesinde insanlık tarafından kontrol alınmıştı ve kontrollü bir ateş, insanlık için dilediği zaman ışık yaratabilme anlamına gelerek, gece avlanmalarına yarıyor ve yırtıcılardan ve böceklerden korunmalarını sağlıyordu. Bu evrim sürecinin ekseninde ateşi elde etmenin temel maddelerinden birisi ise kibrit (kükürt anlamına gelen Arapça sözcük) olmuştur. Peki, kibrit kullanımıyla elde edilen ateşle, kağıt bir araya geldiğinde ne olur? Sadece bir yok oluştan mı bahsedebiliriz? Ateş sanatsal bir üretimin parçası nasıl olabilir?

Mehmet Öğüt’ün Anâsır-ı Erbaa çalışmaları tüm parçalarıyla yaşam döngüsünün sorunsallaştırılmasından hareket ediyor. Üretimlerinde kullanılan kibritlerin kağıt üzerinde bıraktıkları izler, her bir uygulamada farklılaşıyor; birbirinin aynı gibi görülen izler olsa da. Her birinin bu ayrıcalıklığı, bir insanın yaşamı gibi, doğum ve ölüm dengesini içermekte ve bu daimi dönüşümü işaret eden bir an’ın gösterilmesiyle sonuçlanıyor.

Yaşam, daimi bir akıştır; Herakleitos “Panta Rhei” (her şey akar) demiştir. Hegel de, her şeyin daimi bir akış halinde olduğunu belirterek “Mücadelenin her şeyin atasıdır” sözü ile bu daimi akışı

diyalektik düşünce yapısını temellendirmek için örneklendirmiştir. Henri Bergson da evrimin daimi bir akış ve değişim süreci olduğunu belirtirken, bu öncüllerden hareket ediyordu. Anâsır-ı Erbaa, bu temeller üzerinden, insanın doğayla karşılıklı olma halini ele görselleştiriyor.

Doğa izlerini kendi normlarıyla oluşturur, Mehmet Öğüt’ün çalışmalarında, bu izleri kendisi yapan, ama bir müdahale etme halinden ziyade, bunu bir tanıklık düzeyinde ele alan bir duruşta yaptığı görülüyor. Bu mümkün müdür? “Anâsır-ı Erbaa” bu sorgulamaların önünü açıyor.

 

Fırat Arapoğlu

 

 

Mehmet Ögüt-4

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s